31 Mart 2017 Cuma

GÜLE BAKTIKÇA



Koyarsınız fotoğrafını karşınıza, gülüyorsa gülersiniz, somurtuyorsa siz de somurtursunuz, hatta bazen her zerresini ezbere bildiğiniz halde öyle bir dalarsınız ki benim gibi bu cümleyi kurabilmek üç dakikanızı alır. 
Uzun uzun yazmak istersiniz, tertemiz sayfaları ona adamak istersiniz. Eğer yoksa, sadece bedenen var olursunuz. Ruhunuz da onunla birlikte yok olur. Onun uyuduğunu, uyuyabildiğini hissederseniz ancak kafanızı yastığa rahatça koyarsınız. Gün sizin için güneş çıkıp hava aydınlandığında değil, o uyanıp güne merhaba dediğinde başlar. Fotoğrafına bakarak uyanırsınız, gün bitip eve döndüğünüzde dokunduğunuz son şey saçları olur. Duyduğunuz son şey sesi, baktığınız son şey gözleri.. Nefes alırken onun kokusundan başka kokuyu hissedemezsiniz. 
Bir gün bile görmeseniz mutluluk kavramı sizden yavaşça uzaklaşır. Her şey yolunda olsa bile, aksinin düşüncesi dahi içinizi paramparça eder. Karşınızda o olsa bile, onsuzluk korkusundan gözleriniz dolar. Kimbilir belki size şaka yapar, başkalarıyla ilgili. Başkasının şakası bile alev alev yakar, kavurur, deler geçer kalbinizi. İhtimaller bile yaşlandırır sizi. 
Gözlerinin içi eviniz olur. Kirpiklerinde son bulsun istersiniz hayatınız. Ona bakarken kafanızdan binbir türlü şey geçer. O konuşur anlatır, siz onun gözlerinde çoktan kaybolmuşsunuzdur. Sadece onaylarsınız duymadığınız şeyleri. Canı yanınca, belli etmek istemezsiniz ama tüm keşkeler kafanızda döner dolaşır. Keşke benim canım yansaydı, keşke benim canım acısaydı.. Keşke ben üzülseydim, keşke ben üşüseydim.. 
Sizden sıkılma ihtimali sizi büyük sıkıntıya sokar. Şu adam, şu fotoğrafına baktığım hani.. Gözleri okyanuslar kadar derin, kirpikleri yollar kadar uzun. Bakışı, dokunuşu cenneti düşünmek kadar huzur verici. İşte bu adam mı sıkılmış benden? Yaşamak denen şeyin ne anlamı var şimdi? Ölmek bi hayli kolay, ciddiyim. Öyle mecazi olarak değil, bildiğimiz hayata son vermek. O muazzam son seninle olmayacaksa, yıllarca beklemeye gerek mi var? Gözlerine bakamayacaksam, sesini duymayacaksam, boynunun kokusunda uyuyamayacaksam..
Yüreğimde fırtınalar koparan adam, yak, yık ama kal. 
Hani bir şarkı sözü var ya; 'Güle baktıkça, çırpınır yüreği bülbülün..'
Ah gülüm, ben bülbülüm.. Tüm şarkılar sana.. 

/Birini böyle sevin, sonunu düşünmeden, koşulsuz, ömrünüzün tamamını adayarak, karşılıksız teslim ederek kendinizi. Başka şeylerle değil, yıpranacaksanız sevgiyle yıpranın. Sevgiyle kalın./

19 Aralık 2016 Pazartesi

MUTLU KÜÇÜK UÇURUMLAR

   Silik başlar her şey. Ne olduğunu, ne olacağını tam olarak bilemezsin. Önce ince ince başlar ya yağmur, sonra bir bakmışsın, ıslanmışsın. Zaten her şeyi fark ettiğine, çoktan sağanak olmuştur gözyaşları.
Kimi keyif alır bu çok ve sık değen ferahlıktan. 
Kimi ise içine kapanır ve bir şekilde kaçar yağmurdan.

Karakalem gibi çizilir durur tüm hayatın. Önce belirsizlikler içinde.. Ve sonra, onca belirsizlikler içinde belli olur ya mutlu son.
Ya da mutlu küçük uçurumlar. 
Atlarsınız.

Bir el bırakılır o gece. Bazıları ise küçük bir el hamlesiyle bırakır geçmişindekini, bilinmez bir geleceğe. Somut veya soyut engeller konur. Kiminin yüreği yanar, acısını bastırmak için canını yakar. Kiminin yüreği başkası için çarpar, gülünce yüzünde oluşan çizgilere, artık bir başkası tapar.
O gece salı gecesidir mesela. Gözünün önüne gelir kapının arkasında asılı palto. Bir koku duyarsın, Pera sokaklarındaki yürüyüşünü hatırlarsın. Ya da belki çantanı karıştırırsın, eski küçük eşyalar için. 
O gece salı gecesidir mesela. Akşam 7'de eve dönersin, kendini yatağa atarsın. Sabah 7'de bir fark edersin ki hiç uyumamışsın. Sırılsıklam olmuş yüzün, sırılsıklam olmuş yatağın, kurumuş bir kalp için. 
Öyle bir salı gecesi gelir ki, anlatmak istediğini bile anlamaz olmuştur artık birileri. Öyle gitmiştir. Öylece gitmiştir. 
Sana bıraktığı tek şey, kabullenmekten başka çaren kalmadığı gerçeğidir. 

Ertesi gün olur. Gülmüş ve bunu fark edince garipsemişsindir. Kapının arkasına bakarsın paltosuz, Pera sokakları kokusuz, çantan bomboş.

Adamın gidişi, kadının bitişi oldu.

*Adam, huzurla uykuya daldığını sandı, aslında uyuduğu yer topraktı.
*Kadın, öldüğünü sandı, aslında hafifletmişti yeni kanatları.

Belki geç belki erken oldu ama,
Adam öldü, kadın güldü.

(Ben "Adam" deyip duruyorum ama, etiketinde "Adam" da yazsa, kasadan "Adam" diye de geçse, siz yine de fişinizi faturanızı kontrol ediniz. Bu kadın bir kez daha takla atmış arabayı komple boyayarak "Kazasız" diyerek satmaya çalışan bir sahtekarı atlattı.)

2 Ekim 2016 Pazar

İnişli Çıkışlı


biter, gider, kalır, ölür ya da yaşar(!)
var mı? var.
oldu mu? evet.
değdi mi? 
bunun cevabı yalan. bunun cevabı yok. 
sen bir kere uzandıysan, bir kere yorulduysan oraya doğru, aslında pek bir şey söylemene gerek yok.
gerisi sadece korkularındır. bir avuç palavra. korktum, yapamadım, yapamam, olmaz.. kaçış, kaçış ve kaçış. insanın başka şansı yokmuş gibi davranmasına sebep olan ya da kaçmadığında hatalı olduğunu hissettiren o duygunun ismi nedir? bilen varsa söylesin. 
aşk kozadır. 
bırakın da sarsın sizi. bırakın, küçük bir tırtıl olarak başka kalplere yem olmaktan vazgeçin. bırakın, yoğrulun. tüm o bıkkınlıklarınız, sizlere, doğru kalbe uçabilmeniz için gereken cesareti barındıran iki küçük kanat olarak geri dönecek. uçun. beklemeyin. uçun, bekletmeyin. 
asıl hatalı kaçandır. asıl korkak kaçandır. yüzleşmeyendir. içinde tutandır. 
asıl hatalıyı bulduk da, en büyük hatalı kimdir?
en büyük hatalı ise, içinden geldiği gibi davranmayandır. kendini ateşe atmayandır. kendini zincirleyendir. 
kafanızı dik tutup, yüreğinizi bin parçaya bölerek ben aşığım diyemezsiniz bayım!
yerlerde sürüneceksiniz, kelimeleriniz tükenecek, ağzınızı açıp dön demeye, döndüm demeye mecaliniz kalmayacak, rüyalarınız bitmesin isteyeceksiniz, bu gece de göreyim diye dualar edeceksiniz, ateşlerde yanacaksınız. bunu kimse bilmeyecek ama herkes bilecek. işte o zaman çıkıp ben aşığım derseniz, işte o zaman olur bayım!
-
herkes hata yapar.
bir kere yapar, iki kere yapar.
üçüncüsünde isteyerek yapar.
bir zaman sonra,
bir daha yapar.
aynı hatayı bir kez yapan da, iki kez yapan da, isteyerek yapan da ne aptaldır ne de hatalı.
sadece, insandır.
ama siz kaçarsanız, gözleriniz imkanı olsa yuvalarından fırlayıp ait olduğu yüze gidecekken, yüreğiniz imkanı olsa içinizden kopup ait olduğu o sol yana gidecekken, adımlarınıza, "ileri" derseniz, hatalı olursunuz bayım.
ama siz, uyudum deyip geceyi kandırmaya kalkarsanız, yaşıyorum deyip beni kandırmaya kalkarsanız, elinizi kolunuzu bağlayıp kendinizi kandırmaya kalkarsanız, aptal olursunuz bayım! 
çözün şimdi ellerinizi, kendinizi bedene bürünmüş yanlışların kollarına bırakın. 
çünkü dikkatli bakarsanız, dikkatli dinlerseniz, katlanmayı ve inanmayı öğrenirseniz aslında hepsinin birer doğru olduğunu göreceksiniz.
zamanın bir önemi yok, bir faydası da yok. 
beklemenin bir önemi yok, bir faydası da yok.
hele ki geçsin diye beklemenin, çok büyük zararları var.
ve hepimizin bir şeylere ihtiyacı var.
tam da şimdi.
birleşmeyi bekleyen birkaç harf, söylenmeyi bekleyen birkaç sözcük, duyulmayı bekleyen birkaç cümle ve artık görülmeyi bekleyen iki güzel yüz. 
beklemeyin, bekletmeyin.
söyleyin gitsin..
hata yok, yanlış yok, yalnızlık yok.
cesaretin tadını çıkarın.
bitse de bitirmeyin.
gitse de göndermeyin.
çünkü bile bile özlemek, birden fazla can yakar.

14 Ağustos 2016 Pazar

Mutlu Son!

O günden sonra hiç konuşmadık seninle. 
Sana ait tüm parçaları yok ettim içimden, ne içimde, ne odamda, ne telefonumda.. 
Hiçbir şeyde yoktun, yoksun. 
Senden sonra derslerime daha çok odaklandım, daha çok güldüm, eğlendim. 
23 Ocaklar geçti, her ayın 23'ü geçti ve ben bir şeyler hissetmedim. 
Başka bir yerde adını duyunca dönüp bakmadım. 
Senden sonra kardeşim doğdu. 
İlgi alanlarım tamamen değişti, yenilendim. 
Büyüdüğümü hissettim senden kopunca.. 
Okula giderken daha da istekli oldum. 
Daha çok meyve yedim kahvaltıda, çünkü ailemle çok güzel kahvaltı ediyoruz artık. 
Sabahları ruh gibi gezmiyorum. 
Servisime binince güller açtırıyorum dört bir yandan.
Son ses müzikler, komik danslar, o bir saatlik yol nasıl da eğlenceli geçiyor. 
Bak bu dördüncü senemiz olacak ve ben senden tamamen arınmış bir şekilde temizim. 
Bir bebek gibi, henüz yeni doğmuş bebek gibi tertemiz.. 
Hiç sevmemiş, yara almamış bir bebeğin yüreği gibi, tertemizim. 
Yarın okullar açılıyor. Son kez oturacağım o sıralarda. 
Her köşesinde senin izinin olduğu o okula son bir kaç ay daha ayak basacağım.. 
Ondan sonra anıların bile yok olacak benden. 
Bu sona hazır ol Duvar! 
Saat geç oldu. 
Bak, başımı rahatça yastığa koyup, 
güzel bir uyku çekmeye hazırlandığım sensiz bir gece daha. 
Ve ben bu gece de tam anlamıyla mutluyum. 
İyi, çok iyi geceler.




Sonra ne mi oldu? Gerçekten hiç ama hiç konuşmadık. İhtiyaç duymadım ona.
İlk zamanlar büyük bir nefret duydum ona karşı. Sonra zaten nefretimi bile 
hak etmediğini hatırladım. O şerefsizin tekiydi, ben ise en kalitelisinden enayi.
O hiç yaşamamış olmayı, tatmamış olmayı dilediğim bir tecrübe oldu.
O 4 yıl boyunca yüzüme tükürdüğü ne varsa yaladı!
"Yapmam!" dediği ne varsa yaptı. 
O zaman hoşuma giden her hareketi şimdi midemi bulandırıyor.
Fotoğraflarına yine uzun uzun bakıyorum, evet! 
Ama içimden geçirdiklerimi duymak bile istemezsiniz.
Ona, şerefsizlikleri sayesinde bana kattığı güzellikler için,
teşekkür bile etmeyeceğim.
Çünkü kendimde keşfettiğim tüm iyi şeyleri ben zaten hak etmiştim!
O bu hayatta bir insanın kötülüğünü bile hak etmiyor.
Zamanında cennet diye sevdiğim neyi varsa, toplasın onları ve cehenneme gitsin!
Benden uzak olsun da kime yakın olursa olsun bile diyemem, başkalarına da yazık.
Ona da yazık. 
Sizlere söylüyorum! "duvar" gibilere rastlarsanız hemen oradan uzaklaşın veya
ölü taklidi yapın. Çünkü onun gibi köpeklere feda etmek için, 4 yıl hiç iyi bir fikir değil.

Ve sana gelince..
Bunlar sana olan son sözlerim.
Ama daha hiçbir şey bitmedi.
Ahım, öyle bir yerden vuracak ki seni,
Adımı söyleyemeden, "Tüh!" diyemeden,
ilk kez benim için AĞLAYACAKSIN KÖPEK.

devamı yok. devamında ben hep gülüyorum. en iyisi.

23 Ocak!

23 Ocak.. 
Dönüm noktam, yeniden doğuşum. 
Önümde bir masa, karşımda sensizlik, yalnızlık senfonisinin o acıklı tınısı. 
Delip geçiyor kulağımı gecenin şu saatinde ince ezgiler. 
Dalga dalga olmuş gönlüm, aynaya bakıyorum da. 
Unutulmuş musun? 
Soruyorum aynadaki bene. Kafasını eğip, arkasını dönüp gidiyor. 
Bak üç cümle dahası için saatimin yarısı gitti, ben yine yalnızım. Doğru zaman gelecek.. 
Aynı fotoğrafı açtım yine, bakıyorum. 'Sen bu adamı seviyorsun.' diyorum. 
Çok ciddiyim, evirip çevirip her köşesinden bakıyorum fotoğrafına. 
Gözlerine, dudaklarına, saç tellerine.. 
İçimden bir ses tanesi çığlıklar atıyor, yankılanıyor bak, duyuyorum. 
Sen diye bağırıyor. Ama bastırıyor işte bir şey onu. 
Susmak zorunda kalıyor bu gece de.. 
Seni görüyor belki iki, belki üç kez kalabalık duraklarda.. 
İnsan içine çıktığına pişman olmuş gibi hissediyor içimdeki ses. 
Ama sonra soruyor sana. Unutulmuş musun? 
Sen zaten cevap vermiyorsun. Bak, birkaç satır dahası için saatimin diğer yarısı da gitti. 
Ben yine yalnızım. Zaman bir türlü geçmek bilmiyor.
Saat dört olmuş. Güneş gülümsemek istiyor bana. 
Balığım fanusuna çarpıp çarpıp duruyor, penceremden sesler geliyor, dışarıda köpekler oyun oynuyor.
Ben hala sana yazıyorum. 
Ben sana yazarken karnım doyuyor, uykumu alıyorum. 
Eğleniyorum, yoruluyorum, dinleniyorum. 
Susuzluğumu gideriyorum. 
Susuz yaşayamaz insan, sensiz yaşayamaz insan. 
Karşılıyorsun beni, eksikliğimi. 
Ama senin yüzünden ikiye bölündüm. 
Biri diyor tamam, biri diyor devam. 
Bak gördün mü? Bırak saati, benim bile yarım gitti birkaç sen dahası için. 
Ben yine yalnızım. Az kaldı.
Günaydın.. 
Yalnızca yedi nota olmasına rağmen türlü türlü melodiler yarattığım. 
Ses tanem, güzel bir gülümseyişim. Aydınlığım, günüm. 
Günaydın.
Her gün daha da çok ezberlediğim ezber bozanım. 
Günaydın.
Belki uyandın, belki uyanmadın. 
Baş ucuna gelip verdim son kararımı, sen uykuna bak. 
Teğet geçeceğim yıllarını verdiğin evden, semtten, şehirden. 
Şu koskoca İstanbul'a sığamadık ya. 
Denizleri taşırdık, damla damla aktı gözlerimizden Akdeniz.. 
Ve sen, ve sen küçücük bir sandal misali yok olup gidiyorsun.. 
Sen gittin, zamanı geldi. 
Bence yazmak için en uygun vakit. 
Aylar evvel karşılaşmıştık seninle bu ıssız satırlarda. 
Yol üstünde şöyle bir konuşuvermiştik. Bilemiyorum. 
Artık aynı tadı veremiyorsun bana. 
Sana baktığımda büyümüyor gözbebeklerim. Yetim bıraktın sen onları. 
Senden sonra kimse için ağlayamadılar, kimseyi ağlamaya değer bulamadılar. 
Ben, tüm kalbim, tüm bedenim ve ruhum.. 
Şu tanrı şahidim olsun bir saniyemizi sensiz geçirmedik. 
Söz geçiremedik kendimize. Ama işte.. 
Herkesin istediği olmuyormuş. 
Belki birkaç yıl geç anladık bunu, ama bazı şeylerin şimdi tam zamanı. 

VÜCUDUMUN TÜM SİSTEMLERİNÍ ALTÜST EDEN ADAM!

Geldim!
Bu sefer gelişim çok kolay oldu. 
Seni sevmeye değil, yüreğimin spiralinden koparmaya geldim. 
Soru ile alakasız bir şıkmışsın gibi seni elemeye geldim.
Geldim! 
Minik çocukların boşu boşuna karaladığı kağıt gibi, çöpe atmaya geldim. 
Artık bana olmayan bir giysi misali, seni başkasına teslim etmeye geldim..
Canım çok yandığında litrelerce akıttığım gözyaşı gibi, seni gözümden atmaya, 
gönlümden atmaya geldim..
Gidiyorum!
Sayfalarca süren yazılara rağmen, küçücük bir 'Hoşçakal'ı bile haketmiyorsun. 
Gidiyorum!
Yüreğimde bıraktığın o sönecek olan ateşi, tekrar yakana gidiyorum. 
Belki bir defa daha sen gibi sevemem kimseyi, o ayrı. 
Ama sen gibi kimse sevmemezlik yapamaz beni. 
Kimse senin kadar acıtamaz ya canımı. 
Bunun vermiş olduğu güven ile, gidiyorum..
Seninle bir daha karşılaşamayacağız buralarda. 
Şu kalbim acımayacak bir kez daha senin için. Kuş kalmadı yolunda. 
Ve ben senin yolundan çıktım. Kendi rotamı çizdim. 
Başka trenin yolcusuyum, kestin biletimi. 
Kırdım kalemini..
Yargıladım ben seni. Bir çıkar yol bulmaya çalıştım. Başaramadım. 
İdam edilmek istedin. Gözlerime astım seni. 
Senin için son kelimeleri yazarken, son kez ağlarken senin için, 
gözümden akan o son yaşla beraber ittim ayaklarının altından sandalyeyi.
Nefesin kesildi.
Nefesim kesildi.
Sen, son nefesinle beraber, cennetini de kaybettin.
Şimdi cehennemin en dibinde oku bu satırlarımı. 
Bu senin amel defterin. Sol yanımdan söküp, sol eline koydum bunu.
Bir parça nefret koydu herkes ateşine.

P a r ç a l a n a c a k s ı n ! 

Yüzümde yarattığın o her bir çizgi için, yüzünde yanıkların olacak. 
Ve ben, buz tutmuş yüreğimle, ellerini asla tutmayacağım.
Ama kalbin, ama kalbin göğsümde atacak.
Elveda.."

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Noluyo ya?

Tutunacak çok az satırım kaldı. Sıkıntıdan kemirdim ben yüreğimin tırnaklarını, biraz da bu yüzden tutunamıyorum. Sana ait parçalar azalıyor, kelimeler bitiyor. Bitmesin bu hikaye diye yalvaracağım neredeyse. Sen benim hayatımın başrolündesin, sen gidersen daha profesyonel acı veren başka kimi bulacağım? Senin yerin benim yanım, ama sol yanım. Zaten her ne olduysa şu sol yanım yüzünden olmadı mı? Böyle düşüncesiz bir varlığa böyle ahmak bir sen ve ancak böyle aptal bir ben uyardı herhalde. Sen benim aptallığımın bir sonucusun ve ben beynimin düşünebilen kısmı, 'sen' ile bozulduğu için çok şanslıyım. Lütfen gel! Koşarak gelmene gerek yok. İstiklalde sarılarak yürüyelim yeter. Hatta dursak bile olur. Biz durmasak bile, zaman dursun. Zaman, biz yan yanayken dursun!                                                                Zaman demişken, sevmediğim yılların, ayların yanında bir de haftaları eklediğin için teşekkür ederim.
Son bir haftadır iki kat sensizim. Sen benden iki kat uzaksın, neden?
Sürekli neden diye sormaktan sıkıldım artık. Bir defa beni sorularla bırakma yardım et. Çöz bizi. Bu karmaşık hareketlerinin sebebini bilmiyorum. Bir cevap bulmak için verileri toplayamıyorum. Bana bir ipucu ver. Ve ben o ipin ucunu yakalarsam, çek beni. Çek beni kendine. İtme artık. Herkesin yorumlarından sıkıldığımı söylediğim günün ertesinde beni neden herkesin yorumlarına muhtaç bıraktın ki? Şimdi herkese sormak zorundayım bu hareketlerini. Kimse anlamıyor ki benim gibi seni. Boş ver, anlamasınlar zaten seni. Benden başka kimse anlamasın seni.                                            
Son bir haftadır iki kat sensizim. Sen benden iki kat uzaksın, neden?
Nasıldır bilmiyorsun seninle konuşamamak. Yüreğine bir yangın gibi çöküyor insanın. Konuş benimle, yaz bana. Sözlerini, sözcüklerini esirgeme benden. Adımlarını geri geri atma, gel bana. Neden kaçıyorsun ki? Seni yakalayıp katmak istiyorum yüreğime. Büyütelim istiyorum gökyüzümüzü. Baksana şu koca dünya bile iki yüzlü. Biri yeryüzü, biri gökyüzü. Birleştirelim bizi. İşte o zaman oluruz birbirimizin ruh ikizi. Artık nasıl yaktıysan içimi, sönmek bilmedi şu yangın, eritti bitirdi yüreğimin ta derinini. Bence bir şeyler yapmanın vakti geldi. Hani demiştim ya sensiz yaşayamaz insan, susuz yaşayamaz insan. Gel, çok özledim seni.. Gözlerimin kapanmasını bir saniye bile beklemeden anında karşımda belirivermen.. Şaşıp kalıyorum sana. Adeta yaşıyorum seni. Baksana boğazımda düğümlenen kelimelerim bile senden kaçıp bana sığınmış. Kelimelerimi bile kırmışsın ya. Hatta o kadar fazla kırmışsın ki, 'biz'i 'ben' ve 'sen' olarak ikiye ayırmışsın. Senin yüzünden bir daha asla biz olamayacağız. Özledim. O lanet olası çarşamba günlerinin sabahlarında koynumdaki kuşlar gibi cıvıl cıvıl olup, akşamlarında deniz gibi simsiyah olmak ne demek bilir misin? Her şeyin sebebi sensin!"
Bakıyorum iki tane atılmış tarih var, Yaklaşık dört ay yazmamışım senin için. Hatırlıyorum da, kavga etmiştik sanırım. Ama tabi yine dayanamayıp yazmaya başlamışım. Okumaya devam ediyorum..
"Döndüm..                                                                   Tıpkı karşında eğilir gibi eğildim.                                                                    Yok saydığım şu defteri çıkardım göğe tekrar. Sıkılırcasına, sıkılmaktan bıkmışçasına üfledim.                                                                                               Kopup giden tozlar bendim.                                                                            Döndüm..                                                                      İçimde birikmiş onca şeyi paylaşmaya geldim. Uzun bir aradan sonra tekrar ağlamaya geldim. Kollarımı kilometrelerce uzatsam, yine de seni bulamamaya geldim.."
Henüz bu beş on satırlık küçük mektubumu tamamlayamadan, küllerin tekrar yanmasına fırsat vermeden ikinci kavgayı etmiştik o gece, yine hatırlıyorum. Verdiğim kararı da hatırlıyorum. Senin için son kez karalayacaktım, son mektubu, veda mektubumu yazacaktım. Öyle de yapmıştım zaten..
"Belki ellerini hiç tutmadım, tutamadım ama, en iyi ben bilirdim tırnaklarını. 
Ne kadar da kısaydı oysaki nehir gibi parmaklarına rağmen. 
Nehir gibi parmakların ne kadar da kısaydı uzun boyuna rağmen. 
Boyun ve kilon orantılıydı mesela. 
En sevdiğin aroma elmaydı. 
Beşiktaş'a gitmekten oldukça sıkılmıştın. 
Sıkıya gelemezdin sen, bilirim. 
Yaşa oldukça önem vermene rağmen birkaç kez tabularını yıktığını da bilirim. 
Tabi bunu herkes anlamaz. 
Fotoğraf çekilmeyi pek sevmezdin. 
Hayatında bazı şeyler değişmiş belli ki. 
Çok şirin bir fotoğrafına bakarken yazıyorum çünkü bu yazıları. 
Bütün hislerim bitmiş mi, aşkım yok olmuş mu, ateşim sönmüş mü? 
Saat ikiye on var, güneşle aramız açık hala. 
Bu karanlık odada yalnızlığımın saçlarını okşuyorum sen diye. 
Mazide birkaç tur atıyorum şöyle, şaka gibi. 
Ocağa da ne kaldı şunun şurasında, bir ay daha.. 
Devamı gelecek.

7 Ağustos 2016 Pazar

Kısmet Değilmiş!

Kaç karanlık eylül geçti?
Kaç kez değişti kalın, örgü kazaklar?
Kaç kere sevdik sonbaharı, seninle aynı?                                                      
Karanlık bir gecede, ara bir sokaktan dönersin ya köşeyi, deniz çıkar karşına.. İçindeki tüm endişeler, korkular o an boğulur denizde. İşte deniz bu yüzden gündüz mavi, gece siyahtır. Nedensiz mutlu olursun işte, denizi gördüğünde. Yağmur çiselmeye başlar. Tek tek hissedersin damlaları, denizin üzerine bakarsın ya, kristal kristal olmuştur, bölük pörçük canını sevdiğimin siyahı..                                                          Yakma canımı..                                                                   Dudaklarından dökülen eylül ayı, gelir mi sence?                                                                                             Bir gemi bekliyor denizde, sabah olmuş! İçim kıpır kıpır, yolculuğa hazırlanmış insanları görünce.. İşte yüreğimin kıyısında da var böyle bir gemi, beni her sabah mutlu uyandırmaya çalışıyor. Kuşların ötüşü kadar acıklı olmasa da, pek keyifli ötmüyor. Ama yine de mutlu oluyorum sen karşıma gelince.. Binip gitsek o gemiye..
Gülüşlerimi çalma benden. Birbirimizi tamamladığımız kollarımız ayrıldı yine birbirinden. Suskunluğum ile beslenme. Daldırma gözlerimi, baktığım her yerde sen.. Ağlatma beni, her gözyaşım sen.. Uzun uzun yazılarımı kısaltma, sözlerimi susturma adam. Tek bir hareketinle gündüzlerimi geceye çevirme. İçimdeki boşluğa daha fazla boşluk atma yalvarırım! Dolma gözlerime, kırmızı yakışmaz bana! Ne istiyorsun elmacık kemiklerimden sen? Korkuyorum, açık açık söylüyorum. Seni kaybetmekten korkuyorum. Yanılmak istiyorum aklıma düşen düşünceler hakkında. Yüreğimin anahtarı da kaybolmuştu hatırlasana. Sen de kaybolma, sakın! Ben bulamam öyle kolayca seni.. Sen pek göstermezsin kendini bilirim. Ne zormuş seninle tanışık olmak adam. Bizim kitabımızda imkansız yazmaz dedik, seni, imkansızı konu aldık kitaplarımızda. Nasıl çelişki ama? Ters düşme yüreğime.. Kaçma benden..                                                                  Yakalarsam..                      
Havada aşk kokusu varmış! Hak edenler çekip almış, cefası bize kalmış. Ayıklanmış, ayıklanmış sensizlik bana düşmüş. Ortada duran şu koskoca sensizlik, benim şeklimi almış.                                                                                     Ben sensizim.                                                                                  Ağrıyorsun içimde.                                                                               Daha çok yayılıyorsun. Dağılıyorsun. Saat 21.04'te bana bahşettiğin o iğrenç duygu sayesinde, sensizliğin üzerine bir de yalnızlık düştü bana. Bir sen düşemedin ya. Yüreğimde her şey oldun sen. Sensizlik oldun, yalnızlık oldun, kuş oldun, kelebek oldun.. Daha sayıp sayamadığım bir çok şey oldun.                                                                                            Bir tek benim olamadın.                                                                                  Rüyalarıma ait oldun, yollarıma ait oldun, hayallerime misafir oldun, yüreğimin ev sahibi oldun..                                                                               Bir tek benim olamadın.                                                                                     Olsun,                                                                                kısmet değilmiş.        

Devamı gelecek.